Amerika Dünyayı Terk Etti: Trump’ın 66 Kurumdan Çekilme Kararı Ne Anlama Geliyor

Küresel Düzenin Sarsıldığı An

8 Ocak 2026, modern diplomatik tarihin en kapsamlı geri çekilme operasyonlarından birine sahne oldu. O gün Amerika Birleşik Devletleri, İkinci Dünya Savaşı sonrası bizzat kurduğu uluslararası sistemden toplu halde çekilerek küresel düzeni temelden sarstı. Bu karar, manşetlerdeki 66 kurumluk listeden çok daha fazlasını ifade ediyor; bu, ABD’nin kurumsal hamiliğinden sistematik bir şekilde vazgeçtiği andır. Yüzeyin altında, bu büyük jeopolitik hamlenin ardında yatan daha derin, şaşırtıcı ve karşı-sezgisel gerçekler bulunuyor. Bu yazıda, bu kararın en çarpıcı beş boyutunu mercek altına alacağız.

——————————————————————————–

1. Bu Sadece Bir Bütçe Kesintisi Değil, İdeolojik Bir Savaş

Çekilme kararının temel motivasyonu mali tasarruftan çok daha fazlası. Bu, “Önce Amerika” doktrininin “küreselci projenin sonu” olarak gördüğü yapıya karşı açılmış ideolojik bir savaştır. Yönetime göre bu kurumlar, artık “ilerici ideolojilerin (DEI mandatları, toplumsal cinsiyet eşitliği kampanyaları ve iklim ortodoksisi) domine ettiği” yapılara dönüşmüştü. Bu ideolojik hedefler arasında, “woke ideolojisi” kapsamında görülen BM Kadın Birimi (UN Women) ve BM Nüfus Fonu (UNFPA) gibi kurumlar başı çekmektedir.

Dışişleri Bakanı Marco Rubio, bu yapıları Amerikan egemenliğini kısıtlamayı amaçlayan bir “çok taraflı STK-pleks” (multilateral NGO-plex) olarak nitelendirdi. Rubio, bu kurumlara yönelik sert eleştirisini şu sözlerle dile getirdi:

“gereksiz,” “kötü yönetilen,” “savurgan” ve “Amerikan halkının kanını, terini ve hazinesini yabancı çıkarlara peşkeş çeken yapılar”

Bu ideolojik hesaplaşma, ABD’nin küresel norm belirleyici rolünden vazgeçtiğini ve gücünü artık çok taraflı forumlar yerine “ikili pazarlık” (bilateral bargaining) modeline dayalı işlemsel bir egemenlik üzerinden kullanacağını teyit ediyor.

2. İklim Değişikliğiyle Mücadele Resmen Bitti: ABD Masadan Tamamen Kalktı

Kararın en sarsıcı maddelerinden biri, ABD’nin sadece Paris Anlaşması’ndan değil, küresel iklim diplomasisinin temelini oluşturan 1992 tarihli BM İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi’nden (UNFCCC) de çekilmesiydi. Bu hamle, ABD’nin artık yıllık BM İklim Değişikliği Konferanslarına (COP) katılamayacağı ve küresel iklim kurallarının belirlenmesinde hiçbir söz hakkı olmayacağı anlamına geliyor. Bu, tüm iklim diplomasisi mimarisinin ana sözleşmesini terk etmektir.

Eski ABD iklim elçisi John Kerry, bu durumu keskin bir dille eleştirdi:

UNFCCC’den çekilme “Çin’e verilmiş bir hediye ve sorumluluktan kaçmak isteyen kirleticilere verilmiş bir çıkış kartıdır”.

Bu karar, Hükümetlerarası İklim Değişikliği Paneli’nden (IPCC) ayrılarak bilimsel gerçeklerden kopuşu ve Yeşil İklim Fonu’ndan (Green Climate Fund) çekilerek finansal yükümlülükleri reddedişi simgeliyor. Hazine Bakanı Scott Bessent’in sözleri, yönetimin enerji felsefesini net bir şekilde özetliyor: “Uygun maliyetli ve güvenilir enerji (fosil yakıtlar) ekonomik büyümenin temelidir; radikal iklim ajandalarına fon sağlamayı bırakacağız.”

3. İçe Kapanma Değil, “Yakın Çevre Hakimiyeti” Stratejisi

Bu çekilme hamlesi, genellikle sanıldığı gibi bir “içe kapanma” değil, tam aksine Amerikan gücünün yeniden yapılandırılmasıdır. Bu yeni strateji, Monroe Doktrini’nin modern bir yorumu olan “Trump Koroleri” (Trump Corollary) olarak adlandırılıyor.

Bu doktrine göre ABD, uzak coğrafyalardaki maliyetli angajmanlardan çekilerek tasarruf ettiği “kan, ter ve hazine” gibi kaynakları, kendi yakın çevresindeki (Batı Yarımküre) stratejik noktaları ve kaynakları kontrol etmek için kullanıyor. Bu stratejik odak kayması, aşağıdaki tabloda net bir şekilde görülmektedir:

Jeopolitik Odak KaymasıEski Strateji (Çok Taraflı)Yeni Strateji (Trump Koroleri)
EnerjiIRENA ve ISA üzerinden küresel yenilenebilir enerji yatırımı.Venezuela petrol sahalarının kontrolü ve fosil yakıt ihracatı.
GüvenlikBM Barışı Koruma ve GCTF aracılığıyla küresel koordinasyon.Yakın çevrede doğrudan askeri müdahale ve ikili güvenlik paktları.
DiplomasiBM forumlarında küresel norm belirleme.Grönland örneğindeki gibi müttefikler üzerinde doğrudan baskı kurma.

4. ABD, Kendi Yarattığı Özgür İnternet İdealini Terk Etti

Listenin en az bilinen ama en stratejik maddelerinden biri, Çevrimiçi Özgürlük Koalisyonu’ndan (Freedom Online Coalition – FOC) çekilme kararıydı. İronik bir şekilde bu koalisyon, internetin özgür ve açık kalması için 2011’de bizzat ABD öncülüğünde kurulmuştu.

Bu çekilme, internet özgürlüğünün artık Amerikan dış politikasının bir önceliği olmadığını gösteriyor. Daha da önemlisi, Çin gibi otoriter rejimlerin interneti kontrol etmeyi amaçlayan “dijital egemenlik” modeline karşı oluşturulan küresel savunma kalkanını ciddi şekilde zayıflatıyor.

5. Küresel Bir Karar, Ülke İçinde Anayasal Bir Kriz Yarattı

Bu büyük dış politika hamlesi, ABD’nin kendi iç siyasetinde ciddi bir anayasal kriz başlattı. Özellikle UNFCCC gibi Senato onayıyla girilen bir antlaşmadan Başkan’ın tek taraflı bir kararla çıkması, ABD’deki kuvvetler ayrılığı ilkesini temelden sarstı.

Bu durum, Yüksek Mahkeme’ye taşınacak büyük bir hukuki mücadeleyi tetikledi. Tartışmanın merkezinde iki zıt hukuki doktrin yer alıyor: Yürütmenin dış politikadaki mutlak gücünü savunan “‘Sole Organ’ Doktrini” ile antlaşmalardan çıkış için de Senato onayını şart koşan “‘Advice and Consent’ Gerekliliği”. Senatör Sheldon Whitehouse, Trump’ın hamlesini “yasadışı” olarak niteledi ve anayasaya göre sadece Senato’nun antlaşmaları feshetme hakkı olduğunu savundu. Bu hukuki savaşın sonucu, gelecekteki başkanların uluslararası yükümlülükleri tek bir imza ile yok etme gücüne sahip olup olmayacağını belirleyecek.

——————————————————————————–

Sonuç: Liderin Bıraktığı Boşluk

Trump yönetiminin 66 kurumdan çekilme kararı, bilinçli ve stratejik bir tasfiyedir. Bu hamle, ABD’nin “kurallara dayalı uluslararası düzenin” koruyucusu rolünden vazgeçtiğini ve küresel sistemi daha parçalı, kaotik ve “güçlünün haklı olduğu” bir yapıya doğru ittiğini gösteriyor.

Müttefiklerin tepkisi endişe dolu oldu. Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron ABD’yi “müttefiklerine sırt dönmekle” suçlarken, Almanya Cumhurbaşkanı Frank-Walter Steinmeier dünyanın bir “hırsızlar ini” haline gelme riski taşıdığı uyarısında bulundu. Buna karşılık Çin, bu durumu stratejik bir fırsat olarak gördü. Dışişleri Bakanlığı sözcüsü Mao Ning, ABD’nin çekilmelerinin “artık haber bile olmadığını” belirterek Washington’ın bıraktığı boşlukları doldurmaya hazır olduklarının sinyalini verdi.

Bu süreç, uluslararası sistemin yavaş ve sancılı bir “dekompozisyon” sürecine girdiğini teyit ediyor. Peki, Amerikan liderliğinin kalıcı olarak sona ermesiyle ortaya çıkan bu tehlikeli boşluk, bu sistemik çürüme devam ederken kim ve hangi kurallarla doldurulacak?

Yorum bırakın