Rusya’nın ‘Oyun Değiştiren’ Füzesi Oreşnik

Manşetlerin Ötesindeki Gerçek

Son dönemde manşetler Rusya’nın durdurulamaz olduğu iddia edilen yeni hipersonik füzesi Oreşnik ile çalkalanıyor. Haber akışları hızından, gücünden ve Batı savunma sistemlerini nasıl alt ettiğinden bahsediyor. Ancak uzman analizleri incelendiğinde, bu silahın gerçek öneminin teknik özelliklerinde değil, ardındaki şaşırtıcı ve bir o kadar da akıl dışı görünen stratejik tercihlerde yattığı ortaya çıkıyor. Bu yazıda, yüzeysel haberlerin ötesine geçerek, Oreşnik’in kullanılma biçiminin ardındaki en çarpıcı altı gerçeği ortaya koyacağız.

——————————————————————————–

1. Neredeyse ‘Boş’ Bir Silah… Ve Asıl Mesele de Tam Olarak Bu

Oreşnik ile ilgili en şaşırtıcı gerçek, Ukraynalı üst düzey yetkililerin ve Amerikalı uzmanların analizlerine göre, füzenin patlayıcı içermeyen, “sahte” savaş başlıklarıyla kullanılmış olmasıdır. Peki, patlayıcı olmadan nasıl bir yıkım mümkün olabilir? Cevap saf kinetik enerjide yatıyor. Vladimir Putin’in “meteor gibi” benzetmesiyle açıkladığı gibi, ağır bir nesnenin ses hızının 10 katını aşan bir hızla hedefe çarpması, muazzam bir yıkım gücü yaratıyor.

Bu durum akla şu soruyu getiriyor: Rusya neden bu kadar gelişmiş ve pahalı bir sistemi geleneksel bir patlayıcı yükü olmadan kullansın? Uzmanlara göre amaç askeri bir yıkımdan ziyade, siyasi ve psikolojik bir etki yaratmaktı. Yapılan teknik analizler, kullanımın öncelikli amacının askeri bir hedefi yok etmek değil, bir “gösteri eylemi” ve “siyasi ve psikolojik bir nüfuz aracı” olduğunu doğrulamaktadır. Bu durum, silahın askeri verimliliğinden çok stratejik mesajlaşma için kullanıldığına dair ilk ipucunu vermektedir—ki bu, ileride inceleyeceğimiz maliyet analiziyle de kanıtlanacaktır. Bu tercih, Rusya’nın geleneksel bir bombardımanın yasal veya görsel eşiğini aşmadan stratejik yıkım yaratma kapasitesine sahip olduğunu göstermesi açısından, tehditkar bir paradigma değişimine işaret etmektedir.

Amerikalı bir uzmanın belirttiği gibi bu, aslında:

“…çok da büyük olmayan bir yıkım yaratmak için pahalı bir yöntem.”

——————————————————————————–

2. İddia Edildiği Kadar ‘Yeni’ Bir Teknoloji Değil

Oreşnik’in devrim niteliğinde, tamamen yeni bir silah sistemi olduğu anlatısı da gerçeği tam olarak yansıtmıyor. Birden fazla analiz, sistemin mevcut teknolojilerin yeni bir uygulaması olduğunu gösteriyor. Amerikalı yetkililer ve uzmanlar, Oreşnik’i büyük ölçüde RS-26 Rubezh füzesinin bir varyantı olarak tanımlıyor.

Bu tezi güçlendiren en somut kanıt ise Kasım 2024’te Dnipro’ya yapılan saldırı sonrası bulunan füze enkazından geldi. Enkaz üzerindeki fabrika işaretleri, bir parçanın üretim tarihinin “12 Nisan 2017” olduğunu açıkça gösteriyordu. Bu durum, Oreşnik’in sıfırdan icat edilmiş bir sistemden çok, daha eski sistemlerin bir modernizasyonu veya yeniden bir araya getirilmiş bir versiyonu olduğunu düşündürüyor. Bu yaklaşım, Rusya’nın mevcut stokları kullanarak hızla “yeni” stratejik sistemler konuşlandırmasına olanak tanıyarak kalıcı ve öngörülemez bir tehdit oluşturmaktadır.

Nükleer silahların yayılmasını önleme uzmanı Dr. Jeffrey Lewis’in güçlü sentezi durumu özetliyor:

“yeni bir şekilde bir araya getirilmiş bir dizi eski teknoloji.”

——————————————————————————–

3. Nükleer ve Konvansiyonel Savaş Arasındaki Çizgiyi Bulanıklaştırıyor

Oreşnik’in stratejik açıdan en tehlikeli yönü, konvansiyonel ve nükleer savaş arasındaki çizgiyi kasıtlı olarak bulanıklaştırmasıdır. Füze, daha önce yalnızca nükleer silahlara özgü olan Çoklu Bağımsız Hedeflenebilir Yeniden Giriş Araçları (MIRV) teknolojisini kullanıyor. Bu, tek bir füzenin birden fazla savaş başlığı taşıyabildiği ve bunları farklı hedeflere yönlendirebildiği anlamına geliyor.

Rusya, nükleer tarzda bir taşıyıcı sistemi nükleer olmayan bir yükle birleştirerek, “nükleer başlık olmadan nükleer eşik etkisi” yaratıyor. Bu belirsizliğin stratejik etkisi muazzamdır. Hedef ülkenin erken uyarı sistemleri, gelen MIRV başlıklarının konvansiyonel mi yoksa nükleer mi olduğunu anında tespit edemez. Bu durum, Batı’yı nükleer olmayan bir saldırıya yanıt olarak “nükleer düşünmeye” zorlayarak karar alma zincirini felç etme potansiyeli taşıyor.

Sonuç olarak, konvansiyonel bir yanıtın çok zayıf, nükleer bir yanıtın ise felaketle sonuçlanacağı tehlikeli bir “ara alan” yaratılıyor. Bu, Rusya’ya kriz anlarında “tırmanma hakimiyeti” yani gerilimi kontrol etme üstünlüğü sağlıyor ve basit askeri üstünlükten ziyade “karar kilitleyen belirsizlik üretmeye” odaklanan bir doktrinin damgasını taşıyor.

——————————————————————————–

4. Asıl Hedef Binalar Değil, Batı’nın Karar Mekanizması

Bu nükleer belirsizliğin yarattığı karar felci, tesadüfi bir yan etki değil, saldırının asıl hedefidir. Zira Oreşnik’in vurduğu binalar, Batı’nın karar mekanizmasının yanında ikincil kalmaktadır. Analist Gilbert Doctorow’a göre füzenin taşıdığı mesaj Kiev veya Lviv’e değil, doğrudan “Berlin’e, Paris’e ve Brüksel’e” yönelikti.

Amaç, Batı’nın güvenlik algısını paramparça etmek ve “algılama-karar-karşılık zincirini kırmak”tır. Silahın hızı, manevra kabiliyeti ve MIRV yükü gibi özellikleri, mevcut NATO hava savunma mimarilerini bunaltmak ve bir savunulamazlık hissi yaratmak için tasarlanmıştır.

Bu saldırı, Batı için kritik bir zafiyeti ortaya çıkarıyor: Rusya’nın bu hamlesine karşılık verebilecekleri, nükleer olmayan eşdeğer bir silahlarının bulunmaması. Bu durum onları ya yetersiz ya da aşırı tırmandırıcı seçeneklerle baş başa bırakıyor.

Bu ikilemi özetleyen güçlü bir ifadeyle:

“basamak yoksa ya hiç çıkmazsın ya da birden zirveye zıplarsın. Bu, kriz yönetimini son derece tehlikeli hale getirmektedir.”

——————————————————————————–

5. Bir Fetih Stratejisi Değil, ‘Boşluk Yratma’ Stratejisi

Oreşnik’in kullanımı, 21. yüzyıl savaşlarında korkutucu bir evrime işaret eden ve “boşluk yaratma” olarak adlandırılan yeni bir stratejik doktrinin parçası olarak görülmelidir. Bu doktrin, askeri zaferi baypas ederek doğrudan modern bir devletin yaşayabilirliğini hedef alır. Gilbert Doctorow’un temel tezine göre, Rusya’nın stratejisi Ukrayna’yı fethetmek değil, ülkeyi soğuk ve hesaplı bir şekilde “yaşanamaz kılmaya” çalışmaktır.

Bu “boşluk üretme stratejisi”, sadece askeri hedeflere değil, enerji ve su altyapısı gibi kritik düğüm noktalarına odaklanır. Ocak 2026’da Avrupa’nın en büyük yeraltı gaz tesisi olan Lviv’deki Bilche-Volitsko-Ugerske tesisine yapılan saldırı bunun en somut örneğidir. Amaç, şehirleri işlevsel olarak çökertmektir; öyle ki, “şehir ayakta durabilir ama çalışamaz.”

Bu stratejinin ikincil etkisi ise Avrupa toplumunun dokusuna yönelik doğrudan bir saldırıdır: Ülke içinde kitlesel yerinden edilmeyi ve Avrupa’ya yönelik yeni göç dalgalarını tetiklemek. Bu bağlamda Rusya, göçü bir silah olarak kullanarak Avrupa’nın “sosyal kapasitesini” test etmeyi ve Batılı hükümetleri içeriden baskı altına almayı hedeflemektedir.

——————————————————————————–

6. Askeri Açıdan İnanılmaz Derecede Verimsiz Bir Silah

Oreşnik’in siyasi ve psikolojik gücüne rağmen, saf askeri verimlilik açısından bakıldığında tablo tamamen değişmektedir. Teknik analizlere göre, 500 kg’lık bir Oreşnik kinetik savaş başlığının yarattığı etki, yaklaşık 538 kg TNT’ye eşdeğerdir. Farklı silah sistemleri karşılaştırıldığında, Oreşnik’in stratejik değerinin, taktiksel maliyet-etkinlik denkleminin tamamen dışında hesaplandığı netleşmektedir.

Silah SistemiTahmini MaliyetYıkım Gücü (TNT Eşdeğeri)
Hipersonik Kinetik Blok (Oreşnik)60–100 milyon Dolar~538 kg
Kalibr Seyir Füzesi1–2 milyon Dolar~4.3 kg
FAB-500 Hava Bombası25–50 bin Dolar~5.4 kg

Tablodaki veriler, maliyet-yıkım oranı açısından Oreşnik’in çoğu muharebe senaryosu için “ekonomik olarak haksız” olduğunu açıkça göstermektedir. Bu da temel temayı bir kez daha doğrulamaktadır: Oreşnik’in değeri taktik verimliliğinde değil; muazzam siyasi, psikolojik ve stratejik sinyal gücünde yatmaktadır. Bu da onu benzersiz ama niş bir silah haline getirmektedir.

——————————————————————————–

Sonuç: Bir Füzeden Daha Fazlası, Yeni Bir Çağın Habercisi

Özetle Oreşnik, sadece bir askeri donanım parçası değil, “Oreşnik Çağı” olarak adlandırılabilecek yeni bir stratejik rekabet döneminin operasyonel sembolüdür. Bu yeni çağ, savaş ile barış, konvansiyonel ile nükleer arasındaki çizgileri bulanıklaştırıyor ve bir düşmanın savaşma yeteneğinden çok, savaşma iradesini hedef alıyor.

Askeri teknolojinin ağırlık merkezi fiziksel yıkımdan hasmın bilişsel süreçlerini kilitlemeye doğru kayarken, geleneksel güvenlik ve caydırıcılık doktrinleri, karar mekanizmalarını hedef alan bu yeni gerçekliğe ne kadar hazır?

Yorum bırakın