
Dünya sahnesinde Ayetullah Ali Hamaney’in imajı genellikle tek bir kalıba sığdırılır: Batı’ya meydan okuyan, mutlak güce sahip, sert ve tavizsiz bir din adamı. Medyada yansıyan bu portre, onu Ortadoğu’nun en karmaşık ve tartışmalı figürlerinden biri olarak resmeder. Ancak bu tek boyutlu görüntünün ardında, çelişkilerle dolu, daha karmaşık ve şaşırtıcı bir kişilik yatmaktadır. Bu yazı, Hamaney’in kamuoyu tarafından pek bilinmeyen yönlerini ortaya çıkararak bu basmakalıp portreyi parçalıyor ve onun çelişkilerinin kişisel tuhaflıklar değil, iktidarı korumak ve rejimin bekasını sağlamak için hesaplanmış araçlar olduğunu gözler önüne seriyor. Bu, 35 yılı aşkın süredir Ortadoğu’nun en uzun süre görev yapan liderlerinden birini, tüm çelişkileriyle daha derinlemesine anlama fırsatıdır.
——————————————————————————–
1. Mutlak Gücün Başlangıcı: ‘Geçici ve Törensel’ Bir Lider
Ali Hamaney’in 1989 yılında Dini Lider olarak seçilmesi, mutlak bir güce yükselişten ziyade, perde arkasında bir zorunluluk ve geçici bir çözüm olarak görülüyordu. O dönemde İran anayasası, Dini Lider’in en yüksek dini otorite ve Şii fıkhında mutlak başvuru mercii olan merci-i taklid (taklit mercii) vasfına sahip olmasını şart koşuyordu. Hamaney ise bu kritere sahip değildi.
Yıllar sonra sızdırılan bir videoda, Hamaney’in Uzmanlar Meclisi’ne hitaben yaptığı konuşmada bu yetersizliği bizzat itiraf ettiği görülür. Bu görevi yalnızca “törensel” ve “geçici” bir sıfatla kabul edeceğini, dini açıdan bu makam için uygun olmadığını açıkça ifade eder. Hatta görevi kabul ederken, kendi ifadesiyle “adaylığının hepimizi kan ağlatması gerektiğini” söyleyerek durumun vahametini vurgulamıştır.
Peki bu “geçici” lider, nasıl olup da 35 yılı aşkın bir süre boyunca İran’ın en güçlü adamı olarak mutlak iktidarda kaldı? Cevap, onun zayıflık anını bir güce dönüştürme stratejisinde yatmaktadır. Göreve geldikten sonra, önce silahlı kuvvetler içinde, ardından da din adamları arasında sistematik olarak kişisel ağlar kurdu. Başlangıçtaki bu tereddütlü kabul, zamanla rejimin tüm kilit noktalarına yerleştirdiği sadık isimlerle konsolide edilmiş ve sorgulanamaz bir otoriteye dönüşmüştür.
——————————————————————————–
2. Kıt Kanaat Geçinen Lider İmajının Ardındaki 95 Milyar Dolarlık Finans İmparatorluğu
Ali Hamaney, yıllardır özenle mütevazı ve sade bir yaşam sürdüğü imajını çizmektedir. Ancak bu, titizlikle inşa edilmiş bir halkla ilişkiler cephesidir. Reuters’ın altı ay süren ve rejimin temel direklerinden birini sarsan araştırmasına göre, Hamaney’in “İmam’ın Emirlerini Uygulama Genel Merkezi” veya Farsça adıyla “Setad” olarak bilinen bir kuruluş aracılığıyla yaklaşık 95 milyar dolarlık bir finans imparatorluğunu yönettiği ortaya çıkmıştır.
Araştırma, bu devasa servetin nasıl toplandığını da belgeliyor: “dini azınlıkların, Şii Müslümanların, iş insanlarının ve yurt dışında yaşayan İranlıların mülklerine sistematik olarak el konulmasıyla…” Ancak Reuters, Hamaney’in Setad’ı kişisel zenginleşme için kullandığına dair bir kanıt bulamadığını belirtiyor. Buradaki asıl amaç çok daha stratejiktir: Setad, Hamaney’e İran meclisinden ve ulusal bütçeden tamamen bağımsız hareket etme olanağı tanıyarak, onu ülkenin kaotik hizip çatışmalarından yalıtılmış, dokunulmaz bir siyasi güç üssü haline getirmiştir. Bu mali özerklik, onun iktidarını perçinleyen ve her türlü siyasi dalgalanmadan koruyan bir kalkan görevi görmektedir.
——————————————————————————–
3. 1988 Katliamı: Tarihin Kınayacağı Suçu İşleyenler Nasıl İktidar Oldu?
İran İslam Cumhuriyeti’nin en karanlık sayfalarından biri, 1988 yazında yaşanan siyasi mahkum katliamıdır. Ayetullah Humeyni’nin verdiği bir fetva ile başlayan süreçte, birkaç ay içinde çoğunluğu Halkın Mücahitleri Örgütü (HMÖ) üyesi olmak üzere yaklaşık 30.000 siyasi mahkum sistematik olarak idam edildi.
Bu idamları gerçekleştirmek üzere ülke genelinde “Ölüm Komisyonları” olarak bilinen üç kişilik kurullar oluşturuldu. Bu komisyonların en bilineni Tahran’da görev yapıyordu ve üyelerinden biri, yıllar sonra İran Cumhurbaşkanlığı makamına yükselecek olan İbrahim Reisi’ydi. Bir diğer üye Mustafa Purmuhammedi ise Adalet Bakanı olarak görev yaptı. O dönem Humeyni’nin veliahtı olan ancak katliama şiddetle karşı çıktığı için gözden düşen Ayetullah Hüseyin Ali Montazeri, bu komisyon üyeleriyle yaptığı bir toplantıda onlara şu tarihi sözleri söylemiştir:
“Tarihin bizi mahkûm edeceği, İslam Cumhuriyeti’ndeki en büyük suç sizin ellerinizle işlendi.”
— Ayetullah Hüseyin Ali Montazeri, 15 Ağustos 1988’de Tahran Ölüm Komisyonu üyelerine hitaben
Bu olayın asıl sarsıcı tarafı, faillerin mutlak cezasızlığıdır. Katliamdaki rolü belgelenmiş olan Mustafa Purmuhammedi, Adalet Bakanlığı yaptıktan sonra 2016 yılında “Biz Allah’ın emrini yerine getirdiğimiz için gururluyuz,” diyerek yaptıklarını savunmuştur. Faillerin cezasız kalıp devletin en üst kademelerine yükselmesi, rejimin muhalefete karşı acımasızlığının ve adalet sisteminin doğasının canlı bir kanıtı olarak durmaktadır.
——————————————————————————–
4. Edebiyat Tutkunu Bir Sansürcü: Victor Hugo Hayranı, Sanatçı Düşmanı
Ali Hamaney’in kişiliğindeki en şaşırtıcı çelişkilerden biri, derin edebiyat tutkusu ile rejimin en üst düzey sansürcüsü kimliğinin bir arada bulunmasıdır. Hamaney, özellikle Fransız yazar Victor Hugo’nun Sefiller romanına büyük bir hayranlık duymaktadır ve bu eseri “tarihte yazılmış en iyi roman” olarak nitelendirmiştir. Aynı zamanda Tolstoy, Balzac ve John Steinbeck gibi dünya edebiyatının dev isimlerinin eserlerini de takdirle okuduğu bilinmektedir.
Ancak bu edebi zevk, onun siyasi eylemleriyle tam bir tezat içindedir. Hamaney’in liderliğindeki rejim, yıllardır kitapları yasaklayan, gazeteleri kapatan ve eleştirel sesleri sistematik olarak hapse atan bir yapıya sahiptir. Bu çelişkinin en somut örneği, 2000 yılında yaşanmıştır. Hamaney, bizzat İran parlamentosuna bir mektup göndererek, milletvekillerinin basın yasasını revize etme girişimlerini tartışmasını dahi yasaklamıştır. Kendi kişisel zevkleri için dünya klasiklerini öven bir liderin, belgelenmiş bir eylemle kendi ülkesindeki düşünce özgürlüğünü en sert şekilde bastırması, kişisel beğeniler ile siyasi eylemler arasındaki derin uçurumu çarpıcı bir şekilde ortaya koymaktadır.
——————————————————————————–
5. Şaşırtıcı Fetvalar: Nükleer Silahları Yasaklayan, Bilimsel Gelişmelere İzin Veren Lider
Genellikle katı ve muhafazakar bir lider olarak tanınan Hamaney, bazı konularda şaşırtıcı derecede pragmatik fetvalara imza atmıştır. Bu fetvaların en bilineni, nükleer silahların üretimi, stoklanması ve kullanımının İslam’a aykırı olduğunu ilan ettiği kararıdır. Ancak daha az bilinen fetvaları, onun stratejik esnekliğini daha net ortaya koyar.
Hamaney, 1999’da tüp bebek gibi doğurganlık tedavilerinde üçüncü taraf bağışçıların (sperm, yumurta veya taşıyıcı anne) kullanımına izin veren bir fetva yayınlamıştır. 2002’de ise insan kök hücre araştırmalarının dini açıdan caiz olduğuna hükmetmesi, bilimsel gelişmelere kapı aralayan bir başka önemli kararı olmuştur.
Bu kararlar, Hamaney’in ideolojisinin tekdüze olmadığını, aksine rejimin bekasını veya ulusal çıkarları korumak için stratejik bir esneklik sergilediğini gösterir. Bu fetvalar, ideolojik katılıkla çelişiyor gibi görünse de aslında rejimin bilimsel veya toplumsal baskılar karşısında otoritesini koruma amaçlı hesaplanmış pragmatik hamlelerdir.
——————————————————————————–
Sonuç
Ali Hamaney’in portresi, basit tanımlamalara sığdırılamayacak kadar karmaşık ve çelişkilerle doludur. Geçici bir görevle başladığı liderliği mutlak bir güce dönüştürmüş, sade bir yaşam imajı çizerken perde arkasında 95 milyar dolarlık bir finans imparatorluğunu yönetmiştir. Dünya klasiklerine hayran bir edebiyat aşığı, aynı zamanda kendi ülkesindeki düşünceyi baskı altında tutan bir sansürcüdür. Bu çelişkiler, onun kişiliğinin rastlantısal özellikleri değil, İslam Cumhuriyeti’nin iktidar doğasının bir yansımasıdır: hayatta kalmak için ideolojik saflığı kurnaz bir pragmatizmle, kamusal dindarlığı gizli ekonomik kontrolle ve kültürel baskıyı stratejik tavizlerle dengeleyen bir sistem. Peki, bir liderin bu denli hesaplanmış çelişkileri, yönettiği rejimin kırılganlıkları ve hayatta kalma stratejileri hakkında bize ne söylüyor?