Güney Kore: Vatana İhanetle Suçlanan Eski Başkanın İdamı İsteniyor

3 Aralık 2024 gecesi, Güney Kore’nin canlı ve gürültülü demokrasisi, televizyon ekranlarından yayılan tek bir cümleyle altı saatliğine susturuldu: “Olağanüstü sıkıyönetim ilan ediyorum.” Cumhurbaşkanı Yoon Suk Yeol’un bu şok edici duyurusu, modern ve istikrarlı bir demokrasinin bir gecede nasıl pamuk ipliğine bağlı hale gelebileceğini tüm dünyaya gösterdi. Ülke, inanılmaz bir krizin ve belirsizliğin içine sürüklendi. Bu başarısız “öz darbe” girişiminin ardından ortaya çıkan detaylar ise, olayın vahametini ve perde arkasındaki planların ne kadar ileri gittiğini gözler önüne serdi. İşte o altı saatlik kabusun ardından aydınlanan en şaşırtıcı ve sarsıcı beş gerçek.

——————————————————————————–

1. Şok Eden Gerçek: Tutuklama Listesinde Kendi Parti Lideri de Vardı

Sıkıyönetim planının sadece siyasi muhalefeti bastırmanın çok ötesine geçtiği kısa sürede anlaşıldı. Ulusal İstihbarat Servisi (NIS) Başkan Yardımcısı Hong Jang-won’un ifadesine göre, Cumhurbaşkanı Yoon, kilit siyasi figürlerin tutuklanması emrini vermişti.

Bu planın en şaşırtıcı yönü ise hedef listesinin yalnızca muhalefet lideri Lee Jae Myung gibi isimlerle sınırlı kalmamasıydı. Listede, Yoon’un kendi partisi olan Halkın Gücü Partisi’nin (PPP) lideri Han Dong-hoon da bulunuyordu.

NIS Başkan Yardımcısı Hong Jang-won’un ifadesinde aktardığına göre, Yoon kendisine şu emri vermişti:

bu şansı onları tutuklamak ve köklerini kazımak için kullan.

Bu durum, darbe girişiminin gerçek doğasını açıkça ortaya koymaktadır. Amaç, sadece muhalefeti sindirmek değil, aynı zamanda Yoon’un kendi siyasi kampından gelebilecek potansiyel bir meydan okumayı dahi ortadan kaldırarak mutlak gücü pekiştirmekti. Bu, klasik otokratik güç oyunlarının modern bir demokrasideki yansımasıydı; sadakatin değil, mutlak itaatin hedeflendiği bir tasfiye planıydı. Ancak Yoon’un iktidarını sağlamlaştırma planları, sadece siyasi rakiplerini hedef almakla kalmıyor, aynı zamanda ülkeyi bir savaşın eşiğine getirecek kadar pervasız adımlar içeriyordu.

——————————————————————————–

2. Akıl Almaz Plan: Sıkıyönetime Gerekçe Yaratmak İçin Kuzey Kore’yi Kışkırtmak

Yoon yönetiminin, sıkıyönetim ilanını meşrulaştırmak için Kuzey Kore ile kasıtlı olarak bir kriz çıkarmaya çalıştığı iddiaları, olayın en tüyler ürpertici yönlerinden birini oluşturuyor. Eski bir Savunma İstihbarat Komutanlığı şefinin not defterinde bulunan bir memorandum, Kuzey Sınır Hattı boyunca bir olay yaratma planını içeriyordu.

Ekim 2024’te Kuzey Kore’nin, Güney’i Pyongyang üzerinde propaganda broşürleri taşıyan insansız hava araçları (İHA) uçurmakla suçlaması bu planın bir parçası olarak görülüyor. Hatta dönemin Savunma Bakanı Kim Yong-hyun’un, bu operasyona katılan askeri birime teşvik parası teklif ettiği ortaya çıktı.

Daha da endişe verici olanı, Savunma Bakanı Kim’in Genelkurmay Başkanı’na “Kuzey’den gelen lağım dolu balonların kaynağına önce uyarı ateşi açıp ardından vurma” emri verdiği, ancak bu emrin Genelkurmay Başkanı tarafından reddedildiği de ifadeler arasında yer aldı. Bu, siyasi hedefler için ulusal varoluşun riske atılabileceğini göstermekle kalmıyor, aynı zamanda devletin en temel görevi olan vatandaşlarını koruma ilkesinin bizzat lideri tarafından ihlal edildiğini belgeliyordu.

——————————————————————————–

3. Komplo Teorilerinin Rolü: “Seçim Sahtekarlığı” İddiaları ve Baskınlar

Sıkıyönetim ilanının ardından atılan ilk adımlardan biri, silahlı birliklerin Ulusal Seçim Komisyonu (NEC) merkezine baskın düzenlemesiydi. Birliklerden bazılarının, birlik armaları ve rütbe işaretleri sökülmüş üniformalar giymesi, operasyonun yasa dışı ve gizli niteliğini daha da belirginleştiriyordu. Eski Savunma Bakanı Kim Yong-hyun’un resmi gerekçesi, aşırı sağcı YouTuber’lar tarafından yayılan ve yetkililer tarafından defalarca çürütülmüş olan Nisan 2024 genel seçimlerinde “seçim sahtekarlığı” yapıldığı iddialarını soruşturmaktı.

Reform Partisi lideri Lee Jun-seok’a göre, Cumhurbaşkanı Yoon’un kendisi de bu komplo teorilerine takıntılıydı.

Ancak sahadaki gerçeklik, planın ne kadar ciddiyetsiz uygulandığını gösteriyordu. Baskını gerçekleştirmekle görevli Savunma Karşı İstihbarat Komutanlığı (DCC) birliklerinden bazıları, yasa dışı emirleri sorguladı, dinlenme tesislerinde durarak gelişlerini geciktirdi ve sunuculara el koymak yerine yakındaki bir markette ramyeon (hazır erişte) yiyerek zaman geçirdi.

Bu durum, dezenformasyonun sadece bir sosyal medya sorunu olmadığını, aynı zamanda demokratik kurumların temellerini sarsabilecek meşru bir siyasi silah haline gelebildiğinin endişe verici bir kanıtıdır. Güney Kore, bu küresel hastalığın en akut semptomlarından birini yaşamıştır.

——————————————————————————–

4. İçeriden Gelen Direniş: Komutanlar ve Milletvekilleri Darbeyi Durdurdu

Sıkıyönetim kararnamesine karşı en güçlü direniş, Ulusal Meclis’te yaşandı. Yoon’un kendi partisi PPP de dahil olmak üzere tüm partilerden milletvekilleri, ablukaya alınan meclis binasına girmek için direndi. Meclis Başkanı da dahil olmak üzere bazı milletvekilleri, içeri girebilmek için çitlerin üzerinden atlamak zorunda kaldı.

4 Aralık sabahı saat 01:02’de, sıkıyönetim ilanından sadece birkaç saat sonra, mecliste toplanabilen 190 milletvekili oybirliğiyle sıkıyönetimin kaldırılması yönünde karar aldı.

Askeri kanattaki direniş de darbenin başarısız olmasında kritik bir rol oynadı. Ordu Özel Harp Komutanlığı Şefi Korgeneral Kwak Jong-geun’un ifadesi, bu direnişin en net kanıtı oldu. Kwak, bizzat Cumhurbaşkanı Yoon’un kendisini arayarak “kapıyı kırıp milletvekillerini dışarı sürüklemesini” emrettiğini, ancak bu yasa dışı emre uymadığını şu sözlerle açıkladı:

benim kararıma göre, milletvekillerini dışarı sürüklemek açıkça yasa dışı bir eylemdi.

Kwak ayrıca, emrindeki askerlere gerçek mermi dağıtılmasını da yasakladı. Bu durum, Güney Kore demokrasisinin ne kadar dirençli olduğunun güçlü bir kanıtıdır. Siyasetçilerden askerlere kadar kurumlar ve bireyler, yasa dışı bir güç gaspına karşı anayasayı savunmak için hızla harekete geçmiştir.

——————————————————————————–

5. Tarihi Yargılama: Demokratik Yollarla Seçilmiş Bir Cumhurbaşkanı İdamla Yargılanıyor

Başarısız darbe girişiminin nihai hukuki sonucu, eski Cumhurbaşkanı Yoon Suk Yeol için sancılı bir sürecin başlangıcı oldu. 14 Aralık 2024’te Ulusal Meclis tarafından azledilerek yetkileri askıya alındı. Ardından, bir isyana liderlik etmek suçlamasıyla hakkında iddianame hazırlandı ve yargı süreci başladı. Anayasa Mahkemesi ise 4 Nisan 2025’te verdiği nihai kararla Yoon’u resmen görevden aldı.

13 Ocak 2026’da, özel yetkili savcılık ekibi, Yoon’un eylemlerini “benzeri görülmemiş ve ağır bir anayasal yıkım eylemi” olarak nitelendirerek hakkında idam cezası talep etti. Bu dava, eski askeri diktatör Chun Doo-hwan’ın 1996’da isyan suçundan mahkum edilip başlangıçta idama mahkum edildiği davayla tarihi bir paralellik taşıyor.

Güney Kore Ceza Kanunu’na göre, bir isyana liderlik etme suçunun yalnızca üç olası cezası bulunuyor: ölüm, ağırlaştırılmış müebbet hapis veya müebbet hapis.

Demokratik yollarla seçilmiş bir liderin, eski bir askeri otokratla aynı suçlama ve potansiyel ceza ile karşı karşıya kalması, Güney Kore’de hesap verebilirlik ve anayasal düzenin korunması hakkında dünyaya güçlü bir mesaj vermektedir.

——————————————————————————–

Sonuç: Kırılgan Bir Demokrasinin Geleceği

Güney Kore’nin yaşadığı bu altı saatlik kabus, demokratik normların ne kadar kırılgan olabileceğini, ancak aynı zamanda bu normları savunan kurumların ve vatandaşların ne kadar güçlü olabileceğini de gözler önüne serdi. Kriz, hem demokrasinin zayıf yönlerini hem de en büyük güvencesinin anayasaya bağlı vatandaşlar ve görevliler olduğunu bir kez daha hatırlattı. Bu süreç, Güney Kore’nin kendi tarihinde önemli bir dönüm noktası olurken, benzer tehditlerle karşı karşıya olan diğer demokrasiler için de önemli dersler barındırıyor. Güney Kore’nin demokrasisini kurtarmak için verdiği bu zorlu sınav, küresel ölçekte otoriterleşme eğilimleriyle mücadele eden diğer uluslar için bir uyarı mı, yoksa bir umut ışığı mı olacak?

Yorum bırakın