İran – 3000 Yıllık Kültür Destanı

Karikatürü Silmek

Antik Pers İmparatorluğu’nu düşündüğümüzde, Batı kültüründeki popüler algı genellikle Herodot gibi kaynakların çizdiği tabloyu akla getirir: Yunan şehir devletlerinin “özgürlüğüne” karşı duran, tiranlık ve köleliğin yekpare bir gücü. Bu anlatı, Persleri genellikle isimsiz, yüzsüz bir ordu ve Doğu despotizminin bir sembolü olarak resmeder.

Peki ya bu resim sadece eksik değil, aynı zamanda temelden yanlışsa? Ya Persler, tarihin anlattığı canavarlar değil de, modern dünyanın temellerini atan vizyonerler ise?

Bu yazının amacı, tarihsel ve akademik kaynaklara dayanarak, Pers medeniyetinin idari, kültürel ve entelektüel mirası hakkında az bilinen ve şaşırtıcı gerçekleri ortaya çıkararak bu basitleştirilmiş anlatıya meydan okumaktır.

Zincirler Değil, Bir İnsan Hakları Beyannamesi: Köleliği Kaldıran İmparatorluk

Ahameniş İmparatorluğu’nun kurucusu Büyük Kiros’un çığır açan politikaları, imparatorluk hakkındaki yaygın kanıların tam tersini kanıtlar niteliktedir. Popüler inanışın aksine, Ahamenişler kölelik uygulamamış ve Büyük Kiros bu uygulamayı resmen kaldırmıştır. M.Ö. altıncı yüzyılda, din, ırk ve örgütlenme özgürlüğüne dayalı demokratik bir hükümet kuran ve bugün modern tarihçiler tarafından tarihteki ilk “İnsan Hakları Beyannamesi” olarak kabul edilen bir ferman yayınlamıştır.

İmparatorluğun resmi politikası, yönetimi altındaki çeşitli halkların yerel geleneklerine, göreneklerine ve dinlerine “hoşgörü” göstermek ve saygı duymaktı. Hatta Kudüs’teki Yahudi Tapınağı gibi, tebaalarının ibadethanelerinin inşasını aktif olarak desteklemişlerdir. Bu yaklaşım, Asur veya Roma gibi diğer antik imparatorlukların acımasız uygulamalarıyla tam bir tezat oluşturuyordu. Kiros’un çağdaşları tarafından nasıl görüldüğü, onun mirasının en büyük kanıtıdır:

Persler ona “Baba”, Yunanlar ve Babilliler “Kanun Koyucu”, Yahudiler ise “Kurtarıcı ve Özgürleştirici” derlerdi.

Bu, Batı anlatılarındaki despot imajından fersah fersah uzakta, çok kültürlü bir imparatorluğu adalet ve saygıyla yöneten bir liderin portresidir.

“Kelimeler Sarayı”: Tek Bir Şiirin Bir Dili Nasıl Kurtardığı

Arap fethinden iki yüz yıl sonra, Fars dili ve kültürü tarihten silinmenin eşiğindeydi. İşte bu karanlık dönemde şair Firdevsî, tek bir eserle bu gidişatı tersine çevirecek bir kelimeler sarayı inşa etti: Şehnâme (Kralların Kitabı).

Tek bir yazar tarafından yazılmış en uzun şiir olan Şehnâme, Fars dilini neredeyse tek başına kurtarmış ve korumuştur. Bu durum, kaynağın da belirttiği gibi, aynı dönemde “tamamen Araplaşan” Mısır ile çarpıcı bir zıtlık oluşturur. Farsçanın bu inanılmaz dilsel sürekliliği, günümüz Farsça konuşanlarının 1.000 yıllık Şehnâme‘yi %90-95 oranında anlayabilmesiyle kanıtlanmıştır. Bu, günümüz İngilizce konuşanlarının Beowulf ve hatta Shakespeare gibi metinlerle başaramayacağı bir başarıdır. Firdevsî, eserinin mirası hakkındaki güçlü sözleriyle bu durumu ölümsüzleştirmiştir:

Bar afkandam az nazm kâxi boland = Bu destanla yüksek bir Saray inşa ettim Ke az bâd-o- bârân nayâbad gazand = Onu ne yağmur ne de rüzgar yok edebilir

Bu, barbar bir gücün kültürel yıkımı değil, aksine bir dilin ve kimliğin edebi bir dehayla ölümsüzleştirilmesinin hikayesidir.

Fethin Ötesinde: Pers İmparatorluk Yönetiminin Dehası

Ahameniş İmparatorluğu sadece fetihlerde güçlü değil, aynı zamanda idari verimlilikte de bir harikaydı ve bu durum Perslere “mükemmel yöneticiler” olarak ün kazandırdı. Bu devasa imparatorluk, “satraplık” adı verilen ve bir Satrap tarafından yönetilen, idaresi kolay eyaletlere bölünmüştü.

Ancak sistemin asıl dehası, yolsuzluğu ve isyanı önlemek için kullanılan sofistike, çok katmanlı denetim ve denge mekanizmalarında yatıyordu. Bu temel mekanizmalar şunlardı:

  • Güçler Ayrılığı: Sivil yönetici (Satrap), doğrudan merkezi hükümete rapor veren askeri komutandan ayrı tutulurdu. Bu, bir satrabın hem sivil hem de askeri gücü elinde toplamasını engelleyerek isyan riskini en aza indirirdi.
  • “Kralın Gözleri ve Kulakları”: Kraliyet müfettişleri ve devlet vekillerinden oluşan bu denetçiler, satraplıklara beklenmedik ziyaretler gerçekleştirerek yolsuzluğa karşı güçlü bir caydırıcı unsur oluştururdu. Bu sürpriz denetimler, yerel yöneticilerin sürekli olarak merkezi otoritenin gözetimi altında olduğunu hissetmelerini sağlardı.
  • Kralın Kâtibi: Her satrabın sarayına merkezi hükümet tarafından atanan bu kişi, sıradan bir yazman değildi. Kralın doğrudan bir temsilcisi olarak görev yapan bu güçlü memur, satrabın faaliyetlerini izler ve krala kesintisiz ve güvenilir bir iletişim hattı sağlardı.

Persler ayrıca, gelişmiş ve iyi bakımlı bir evrensel yol sistemine dayanan ilk posta sistemi olan “Pony Express”i de dünyaya armağan etmiştir. Bu, basit bir fatih güruhun kaba kuvveti değil, kalıcı bir küresel yönetimin sofistike mekanizmasıydı.

Aristoteles’ten Sonra: “İkinci Üstat” Olan Pers Filozofu

İslam’ın Altın Çağı’nda yaşamış olan filozof Fârâbî, entelektüel dünyada o kadar saygı görüyordu ki, birincisi Aristoteles olmak üzere, kendisine “İkinci Üstat” veya “İkinci Öğretmen” unvanı verilmişti.

Fârâbî’nin düşünce tarihindeki rolü kritikti: Platon ve Aristoteles’in felsefelerini sentezledi ve onların eserlerinin ve fikirlerinin daha sonraki ortaçağ dünyasına aktarılmasında kilit bir rol oynadı. Bu sayede hem İslami ve Yahudi dünyasının en büyük düşünürlerinden Maimonides’i, hem de Batı Hristiyan felsefesinin temel taşlarından Albertus Magnus’u derinden etkiledi.

Siyaset felsefesi alanında da önemli çalışmalar yapan Fârâbî, Platon’un Devlet modelini temel alan ancak bir filozof-kral yerine bir Peygamber-İmam tarafından yönetilen, İslami bağlama uyarlanmış ideal bir devlet teorisi geliştirdi. Bu, Pers mirasının sadece askeri ve idari değil, aynı zamanda felsefi düşüncenin en yüksek seviyelerine de uzandığını gösteren çarpıcı bir örnektir.

Yeniden İncelenen Bir Miras

Bu dört şaşırtıcı gerçek; köleliği kaldıran bir insan hakları anlayışı, bir dili yok olmaktan kurtaran edebi bir başyapıt, modern sistemlere ilham veren bir yönetim dehası ve felsefe tarihinin seyrini değiştiren bir entelektüel birikim, Pers medeniyetinin gerçek mirasının yaygın karikatürden çok daha karmaşık, hoşgörülü ve zengin olduğunu göstermektedir.

Peki, bu derin idari ve kültürel yenilikler göz önüne alındığında, tarihe salt bir Greko-Romen perspektifinin ötesinden baktığımızda dünya anlayışımız nasıl değişir?

Yorum bırakın