Trump’ın 60 Günlük Mühleti ve İran’ın 19 Reaktörlük “Rüşvet” Paketi

Şubat 2026. Cenevre’nin puslu havasında, Umman Büyükelçiliği rezidansının koridorlarında yürütülen diplomasi trafiği, aslında bir barış arayışından ziyade, Orta Doğu’nun topyekûn imhasını engellemeye yönelik son bir nefes alma çabasıdır. 2025 yılında yaşanan ve bölgenin “stratejik derinlik” illüzyonunu yerle bir eden “12 Günlük Savaş”tan sonra, Tahran ve Washington ilk kez bu kadar somut—ve bir o kadar da çaresiz—bir pazarlığın içinde. Umman Dışişleri Bakanı Bedr el-Busaidi’nin odalar arasında mekik dokuduğu bu dolaylı görüşmeler, jeopolitik bir satrançtan ziyade, mühimmatı tükenmiş bir rejimin hayatta kalma kumarına dönüşmüş durumda.

1. “12 Günlük Savaş”: Diplomasi Masasından B-2 Menziline

2025 yılının Haziran ayı, İran nükleer programı için “kıyamet saati”nin çaldığı an olarak tarihe geçti. Donald Trump’ın İran’a tanıdığı 60 günlük mühletin dolmasıyla birlikte, diplomasi dili yerini stratejik bombardıman uçaklarının gürültüsüne bıraktı. 13 Haziran 2025’te başlayan ve İsrail’in öncülük ettiği saldırılar, ABD’nin B-2 hayalet bombardıman uçaklarını devreye sokmasıyla dramatik bir boyuta ulaştı.

Fordow, Natanz ve İsfahan nükleer tesisleri sığınak delici bombalarla sarsılırken, Tahran’ın on yıllardır inşa ettiği nükleer altyapı ağır hasar aldı. Bu yıkıcı tablo, Tahran’ı bugün Cenevre’de masaya oturtan ana motivasyondur. Trump’ın o meşhur uyarısı bugün hâlâ masanın tam ortasında duruyor:

“İran’a hiçbir şey kalmadan önce bir anlaşma yapması için yalvarıyorum. Bu, bir şeyler kalmışken yapılabilecek son anlaşma olabilir.”

2. “Sıfır Zenginleştirme” Çıkmazı: Rubio’nun Kırmızı Çizgisi

Cenevre görüşmelerinin en aşılmaz kalesi, uranyum zenginleştirme kapasitesi üzerinde yükseliyor. ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio ve Özel Temsilci Steve Witkoff’un temsil ettiği “şahin” kanat, İran’ın zenginleştirme altyapısını tamamen sökmesini (“sıfır zenginleştirme”) bir ön şart olarak masaya sürüyor.

İran ise %60 oranındaki zenginleştirilmiş uranyum stokunu seyreltme teklifiyle bu baskıyı kırmaya çalışıyor. Tahran için zenginleştirme hakkı sadece teknik bir konu değil, rejimin ideolojik varlığını dayandırdığı bir “egemenlik” retoriğidir. Ancak sahadaki yıkım, bu retoriğin “ulusal onur” ile “rejim intiharı” arasındaki ince çizgide yürümesine neden oluyor.

3. Ekonomi Kartı: 19 Reaktörlük “İşlem Odaklı” Diplomasi

Tahran yönetimi, bu kez 2015 (JCPOA) anlaşmasının hatasına düşmek istemiyor: Trump’ı ikna etmenin yolunun ideolojiden değil, “ticari kazançtan” geçtiğini anlamış durumdalar. İran heyetinin masaya sürdüğü ekonomik rüşvet paketi, Trump’ın “Önce Amerika” (America First) vizyonunu hedef alan pragmatik bir hamledir:

  • Nükleer Sektörün Canlandırılması: ABD nükleer sektörünü ihya edecek 19 yeni reaktörün inşası için Amerikan şirketlerine devasa ihaleler teklif ediliyor.
  • Havacılık ve Boeing Yemi: Ambargolar altındaki sivil havacılık filosunu yenilemek adına Boeing gibi devlerden yapılacak toplu alımlar, bir nevi “ekonomik barış çubuğu” olarak sunuluyor.
  • Maden ve Enerji: Petrol, doğalgaz ve madencilik alanlarında ABD’li yatırımcılara “hızlı geri dönüşü” olan ayrıcalıklar vaat ediliyor.

Bu hamle, Tahran’ın ideolojik teslimiyetini ekonomik bir iş birliği ambalajıyla satma çabasından başka bir şey değildir.

4. Direniş Ekseni’nin Lojistik Ölüm Fermanı: Suriye’nin Düşüşü

2026 müzakerelerinde İran’ın elini zayıflatan en büyük darbe nükleer tesislerin vurulması değil, bölgesel nüfuzunun belkemiğinin kırılmasıdır. Aralık 2024’te Beşar Esad rejiminin devrilmesi, Tahran’ın Akdeniz’e uzanan “kara köprüsü”nü ve lojistik koridorunu sonsuza dek kapattı.

Buna, Hizbullah’ın cephaneliğinin %80’ini kaybetmiş olması eklenince, İran’ın geleneksel “vekil güç” caydırıcılığı bir kağıttan kaplana dönüştü. Suriye’nin kaybı, İranlı stratejistlerin de itiraf ettiği gibi, bir dönem sonudur:

“Suriye, bölgesel varlığımızın belkemiğiydi; oradaki kayıp, lojistik ve stratejik derinliğimizi felç ederek bizi masada savunmasız bıraktı.”

5. Halkın Çığlığı: İngilizce Çekilen O Trajik Mesaj

Müzakereler sürerken İran içindeki 2025-2026 protestoları, rejimin meşruiyet krizini tüm dünyaya ilan ediyor. Rialin rekor seviyedeki değer kaybı ve %60’a ulaşan gıda enflasyonu, halkı “rejimle pazarlık yapmayın” noktasına getirdi.

Bu süreçteki en trajik anlardan biri, bir İranlı gencin intihar etmeden önce İngilizce çektiği ve doğrudan Trump ile Batı dünyasına seslendiği video oldu: “Bizim geleceğimizi bu rejimle pazarlık konusu yapmayın; bizimle değil, özgürlüğümüzle müzakere edin.” Bu çağrı, Batı kamuoyunda “rejimle yapılacak her anlaşmanın İran halkına ihanet olduğu” algısını perçinleyerek Tahran’ın masadaki manevra alanını daraltıyor.

6. Hürmüz’de Kılıç Sallamak: Masadaki Sopa

Diplomatik nezaket kurallarının arkasında askeri gerilim tüm şiddetiyle devam ediyor. Cenevre’de müzakereler sürerken, Şubat 2026’da İran’ın Hürmüz Boğazı’nda başlattığı tatbikat ve Hamaney’in “Uçak gemilerini denizin dibine gönderecek silahlarımız var” çıkışı, Tahran’ın hala bir “sopaya” sahip olduğunu gösterme çabasıdır.

ABD’nin bölgeye ikinci bir uçak gemisi (USS Gerald R. Ford) sevk etmesi ve B-2 bombardıman uçaklarının hazır bekletilmesi, bu “satranç” tahtasının her an bir yangın yerine dönebileceğinin kanıtıdır.

Sonuç: Barış mı, Zaman Kazanma Manevrası mı?

17 Şubat 2026 itibarıyla Cenevre’den gelen “Rehber İlkeler” (Guiding Principles) üzerinde uzlaşıldığı haberi, piyasalarda kısa süreli bir bahar havası estirse de kıdemli analistler için bu tablo oldukça tanıdık. İran, 12 Günlük Savaş’ın yaralarını sarmak ve rejimin çöküşünü geciktirmek için “diplomatik esneklik” kisvesi altında zaman kazanmaya çalışıyor. Trump ise kendi kişisel mirası için Obama’nın anlaşmasından daha sert bir metne imza atmanın peşinde.

Ancak asıl soru baki kalıyor: Orta Doğu’da kalıcı barış, sökülmüş santraller ve mühürlenmiş tesisler üzerine kurulan teknik bir metinle mi, yoksa İran halkının sokaklarda yankılanan köklü değişim çığlığıyla mı gelecek? Cenevre’de atılan imzalar, belki de sadece kaçınılmaz olan o büyük fırtınayı bir süreliğine ertelemekten ibaret.

Yorum bırakın