Gazzesiz Barış Kurulu: Trump’ın kurulunda tek eksik var: Filistinliler

Washington’da Yeni Bir Dönem mi?

19 Şubat 2026 sabahı Washington’daki Barış Enstitüsü’nün (USIP) koridorlarında diplomatik teamüllerin çok uzağında bir atmosfer hakimdi. Salona giren delegeleri karşılayan “playlist”te Sinéad O’Connor’ın “Nothing Compares 2 U” ve Elvis Presley’nin “If I Can Dream” parçaları yankılanıyordu. Ancak bu pop-kültür estetiğinin ardında, Gazze Barış Planı’nın 2. aşamasına geçişi simgeleyen, dünya düzenini sarsacak cinsten bir jeopolitik kırılma yaşanıyordu.

Bu zirve, sadece Gazze’nin geleceğini değil, uluslararası diplomasinin “şirketleşme” sürecini de tescilledi. Geleneksel BM mekanizmalarının etkisiz kaldığı bir dönemde, “Barış Kurulu” (Board of Peace – BoP) adı verilen bu yeni yapı, barışı küresel bir yönetim kurulu toplantısına dönüştürdü. O sabah Washington’da tanık olduğumuz şey, bildiğimiz anlamda diplomasinin sonu ve “Trump Doktrini”nin en somut tezahürüydü.

“Barış Kurulu”: Diplomasiyi Özelleştiren Ömür Boyu Başkanlık

Zirvenin en radikal çıktısı, BM’ye alternatif—veya Trump’ın deyimiyle onu “denetleyecek”—bir yapı olan Barış Kurulu’nun kurumsallaşması oldu. Bu noktada satır aralarını okumak hayati önem taşıyor: Bu kurulun başkanlığı, ABD Başkanlık makamına değil, kişisel olarak Donald J. Trump’a ait ve bu görev “ömür boyu” tanımlanmış durumda.

Diplomatik bir “istekli ülkeler koalisyonu” olarak tasarlanan kurul, üyeliği adeta bir imtiyaz olarak satıyor: Kalıcı bir koltuk için 1 milyar dolarlık “giriş ücreti” şartı, diplomasinin özelleştirilmesinden başka bir şey değil. Kurul, teknik olarak Çin ve Rusya’nın çekimser kaldığı 2803 sayılı BM Güvenlik Konseyi Kararı ile “vague” (belirsiz) bir yetki almış olsa da, aslında BM’yi tamamen devre dışı bırakan bir veto mekanizmasına sahip. G7 ülkelerinin (ABD hariç) zirveye mesafeli durmasının ve Putin’in kurula davet edilmesinin yarattığı gerilim, Washington’da her köşe başında hissediliyordu.

“Norveç’in Barış Kurulu etkinliğine ev sahipliği yapacağını duyduğumda, sonunda doğru kararı verip Nobel Barış Ödülü’nü bana vereceklerini sandım… Ama Nobel umurumda değil, ben hayat kurtarmayı önemsiyorum.” — Donald J. Trump

17 Milyar Dolarlık “Yeniden İnşa” Bilmecesi ve Kaynak Savaşı

Zirve, Gazze’nin küllerinden doğması için devasa bir fonun toplandığı bir bağış konferansına dönüştü. Jared Kushner’in 30 milyar dolarlık “Project Sunrise” (Gün Doğumu Projesi) vizyonu masadaydı, ancak UN verilerine göre 70 milyar doları, TRT World analizlerine göre ise 10 yılda 112 milyar doları bulması beklenen toplam maliyet düşünüldüğünde, toplanan rakamın sadece bir “başlangıç sermayesi” olduğu görülüyor.

Zirvede resmileşen taahhütler:

  • ABD: 10 milyar dolar (doğrudan katkı).
  • Körfez Ülkeleri (BAE, Kuveyt, Suudi Arabistan vb.): Toplamda 7 milyar doları aşan sözler.
  • BM (OCHA): Bağışçı ülkelerden toplanması hedeflenen 2 milyar dolarlık ek insani yardım fonu.
  • Dünya Bankası: Tüm fonların yönetimini üstlenecek olan “Gazze Yeniden İnşa ve Kalkınma Fonu.”

Bu para sadece inşaat için değil, Hamas’ın silahsızlanması için dev bir “havuç” olarak kullanılıyor. Finansal akışın, güvenlik şartlarına göbekten bağlı olması, Gazze’nin ekonomik geleceğinin tamamen Barış Kurulu’nun siyasi kararlarına endekslendiğini gösteriyor.

Uluslararası Vesayet: Ali Şaat ve NCAG’ın Mısır Bekleyişi

Gazze’nin günlük yönetimini üstlenecek olan Ulusal Komite (NCAG), Dr. Ali Şaat liderliğindeki 15 kişilik “apolitiik” ekibiyle tanıtıldı. Bu teknokrat kadro, Hamas veya El Fetih üyesi olmama şartıyla seçildi. Ancak diplomasi kulislerinde bu yapı, Filistinlilerin kendi gelecekleri üzerinde söz sahibi olamadığı bir “uluslararası vesayet” (guardianship) modeli olarak eleştiriliyor.

En dikkat çekici detay ise, bu 15 kişilik ekibin halen Mısır’da bekletiliyor olması. Barış Kurulu’nun Yüksek Temsilcisi Nickolay Mladenov’un da belirttiği gibi, sahadaki “ceasefire” ihlalleri devam ederken bu teknokratların Gazze’ye girmesi, onları etkisiz birer “kağıttan kaplan” haline getirme riski taşıyor. Bu durum, Barış Kurulu’nun üst karar mekanizmasında hiçbir Filistinli temsilcinin bulunmamasıyla birleşince, meşruiyet tartışmalarını daha da derinleştiriyor.

Semboller Savaşı: 18 Şubat Randevusu ve Logo Krizi

Zirvenin hemen öncesinde, 18 Şubat’ta Trump ile Netanyahu arasında gerçekleşen kritik görüşme, logo krizinin fitilini ateşledi. Barış Kurulu’nun resmi ambleminde Filistin Yönetimi (PA) logosunun kullanılması, İsrail kanadında bir “varoluşsal tehdit” olarak algılandı.

  • İsrail’in Tezi: İsrail Dışişleri Bakanı Gideon Sa’ar, Filistin Yönetimi’nin Gazze’de bir ortak olamayacağını ve bu sembolün kullanımının İsrail’in kırmızı çizgisi olduğunu vurguladı.
  • Barış Kurulu’nun Duruşu: PA logosu, Gazze’nin gelecekteki statüsüne dair bir “açık kapı” olarak tutulurken, İsrail’in sert itirazı zirve boyunca havayı elektriklendirdi. Bu, basit bir grafik tartışması değil; Gazze’nin egemenliğinin kimde olacağına dair sembolik bir meydan okumaydı.

Silahsızlanma Çıkmazı: “Sarı Hat” ve 1982 Paradigması

Planın en kırılgan ve askeri açıdan en tehlikeli noktası Hamas’ın silahsızlanması. Trump’ın “ya kolay yolla ya zor yolla” ültimatomu, masada duran Amnesty (Af) teklifiyle harmanlanmış durumda. Plan, Hamas liderlerine güvenli geçiş ve bir nevi “siyasi emeklilik” vadediyor.

Bu durum, tarihin tekerrüründen ibaret: 1982’de FKÖ’nün (PLO) Beyrut’tan tahliye edilerek Tunus’a sürülmesi süreciyle kurulan paralellik, analistler için bir “déjà vu” niteliğinde. Ancak bugünkü en büyük engel, İsrail ordusunun (IDF) çekilme sınırı olarak belirlenen “Sarı Hat” (Yellow Line). Hamas, İsrail ordusu bu hattın gerisine çekilmeden silahsızlanmayı reddederken; İsrail, silahsızlanma gerçekleşmeden hattı koruyacağını belirtiyor.

“Hamas silahsızlanmak zorunda… Bu iş ya anlaşmayla olacak ya da onları çok hızlı ve şiddetli bir şekilde biz silahsızlandıracağız.” — Donald J. Trump

Sonuç: Gazze İçin Umut mu, Yeni Bir Belirsizlik mi?

Washington Zirvesi’nden geriye kalan tablo, 2038’e kadar sürmesi öngörülen (Dünya Bankası projeksiyonu) sancılı bir iyileşme süreci. Gazze, bir yandan milyarlarca dolarlık yatırımın iştahını kabartırken, diğer yandan “uluslararası bir kurul” tarafından yönetilen, siyasi temsili askıya alınmış bir idari bölgeye dönüşme riskiyle karşı karşıya.

O sabah Trump Enstitüsü’nde çalan müzikler dindiğinde, geriye şu soru kaldı: Uluslararası bir kurul tarafından yönetilen, milyarlarca dolarla yeniden inşa edilen ama siyasi öznesi olmayan bir Gazze, bölgeye kalıcı barış mı getirecek, yoksa sadece bir sonraki çatışmaya kadar sürecek lüks bir mola mı verecek?

Yorum bırakın